Balık Baykuşu Seramik Tabak

20 cm

230,00

Seramik sanatçısı Şeyda Sever, tüm malzemeleri toprak olan, kadim bir seramik tekniği kullanarak tabaklar hazırladı. Tabaklarda Doğa Derneği’nin yürüttüğü çalışmalardaki kuş türlerini yorumladı. Farklı bölgelerden topladığı topraklar ve kendi elleriyle hazırladığı doğal sırlar ile ürettiği tabaklar, yoğun bir emeğin zehirsiz ve benzersiz ürünleri.

Görseldeki kuş türü ise balık baykuşu*, Uzakdoğu, Güneydoğu Asya ve Toros Dağları’nda yaşıyor. Türkiye’de yaşayan ve nadir görülen baykuş türlerinden birisi. Diğer baykuşların aksine suda avlanıyor ve çoğunlukla balık, tatlı su yengeci, kurbağa gibi canlılarla besleniyor. Bu nedenle de vadi içlerinde ve nehir kıyılarında yaşamakta.

*Balık Baykuşu ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Sadece 1 adet kaldı

Açıklama

Seramik sanatçısı Şeyda Sever, Çanakkale’nin Kemallı köyünde yaşıyor ve doğadan topladığı malzemelerle çalışıyor. Yavaş Dükkan için özel bir tabak serisi hazırladı. Doğa Derneği’nin, koruma çalışmaları yürüttüğü kuş türlerini kendi yorumu ve doğa dostu üretim yöntemiyle tabaklarına resmetti.

Doğadaki her şey, seramik gibi eski zanaatlar için bir malzemeye dönüşebiliyor. Bu tabaklarda kullanılan astarlar, Şeyda’nın yürüyüşleri sırasında kendi elleriyle topladığı topraklardan oluşuyor. Üretimin hiçbir aşamasında hazır malzemeler, boya vb. ürünler kullanmıyor.

Şeyda ilgisini çeken renkteki toprakları topladıktan sonra defalarca eleyip süzüp farklı ısılarda test ediyor. Sonucuna göre astar olarak kullanılan bu topraklar, mevsime ve doğal koşullara göre değiştiği için aynı yerden alınsa bile bir daha aynı rengi vermiyor. Bu sebeple her bir ürün kendine özgü renkte. Bu süreci ”aynı topraktan iki kere aynı astarı çıkaramıyorsun. İnsan gibi, su gibi, hayat gibi değişken…”diye özetliyor.

Ham çamurdan yaptığı tabakların yüzeyindeki astar kurumaya başlayınca tabakların üzerine desenleri kazıyarak çiziyor. Fırına girmeye hazır olacak şekilde, mevsimine göre, bazen on gün bazen üç dört hafta kurumaya bırakıyor. Tabakları fırından çıkarınca kendi hazırladığı malzemesiyle sırlama işlemini yapıyor ve tekrar fırınlıyor. Tabaklar, ikinci fırınlama işleminden sonra fırın içerisinde üç gün soğumaya bırakılıyor.

Bu seride Türkiye’de sayıları gittikçe azalan ve Doğa Derneği’nin korumak için çalıştığı kuşlar 15. yüzyıldan beri seramikte kullanılan Sgraffito (kazıma) tekniği ile birleşiyor ve yeniden yorumlanıp hayal kuşlarına dönüşüyor.

Sizler de bu doğa dostu ve kadim seramik tekniğiyle üretilmiş tabakları satın alarak hem bu kadim üretim biçimini destekleyebilir hem de Doğa Derneği’nin çalışmalarına katkıda bulunabilirsiniz.

Doğa dostu malzemelerle, kadim bir üretim tekniğini yaşatan tabaklarının hikâyesini Şevda Sever şöyle anlatıyor:

Warli kuşları diyorum seramiklerim üzerine çizdiğim hayal ürünü kuşlarıma,  ancak bu tabaklardaki kuşlar hayal ürünü değil. Onlar Türkiye’de sayıları gittikçe azalan ve Doğa Derneği’nin korumak için büyük çabalar sarf ettiği kuşlar.

 

Hindistan’da yaşadığım ve seramik yaptığım dönemde, her sabah kerpiç evimin duvarında, bir Warli resmine bakarak uyandım. Bu resimler Hindistan’daki köylerde, doğanın ev duvarlarına, en primitif çizgilerle yansıtılmış halidir. Ağaçlar, tarlalara giden insanlar, hayvanlar… Duvarlara çizilen bu doğa desenleri, 15. yüzyıldan beri seramikte kullanılan Sgraffito tekniği ile birleşti ve benim seramiklerimde yeniden yorumlanıp hayal kuşlarına dönüştüler.

 

Doğa derneği bu desenleri muhteşem bir amaçla kullanmam için bana bir şans verdi. Bu kez hayal ürünü değil, Doğa Derneği’nin hayal olmasın diye korumaya çalıştığı, Türkiye’de sayıları azalan  kuşlarımız, bu tabaklarda Warli desenlerine dönüştüler. 

 

Hazır sır ve astarın olmadığı bir ülkede seramiği öğrenmek benim üretim sürecimi çok etkiledi. Doğadaki her şey bu en eski sanat/zanaat için bir malzemeye dönüşebiliyor. Elinizdeki tabaklarda kullanılan astarlar da yürüyüşlerim sırasında görüp topladığım topraklardan oluşuyor.  Bazen elimdeki kürekle o üçüncü katmandaki yeşil renkli yumuşak toprağa ulaşıyorum yağmurdan sonra kaymış bir tepelikte. Bazen Kolombiya’da yüzerken dere yatağında gördüğüm sarı toprağı dolduruyorum poşetime. Bazen de Hatay’dan Reyhanlı’ya giderken durduruyorum arabayı, şu kırmızı topraktan biraz alayım diye. Bavulunda bir poşet toprakla dolaşan bir insanım. Rengine göre ilgimi çeken toprakları toplayıp defalarca eleyip süzüp farklı ısılarda test ediyorum. Sonuçlara göre de astar olarak kullanıyorum bu toprakları yaptığım işlerde. Kolombiya’dan getirdiğim bir poşet turuncu toprak parıl parıl bir astara dönüşüyor pişince.  O toprak bitince, o renk de yok artık seramiklerimde. Tekrar gidip de aynı gölün dibinden o toprağı çıkarabilme ihtimalim de pek yüksek değil ki olsa bile aynı toprak olur mu?  Mesela, Bozcaada’dan farklı mevsimlerde, aynı yerden aldığım topraklar farklı sonuçlar veriyor. Aynı topraktan iki kere aynı astarı çıkaramıyorsun. İnsan gibi, su gibi, hayat gibi değişken…

 

Seramik, zorlu ve sabır isteyen bir süreç. Ham çamurdan yaptığım tabaklarımın yüzeyini bu astarlarla buluşturuyorum. Aslında yapılan şey iki toprağı buluşturmak. Biri, bir form almış diğeri ise sıvı, ama ikisi de toprak. Beden gereğinden fazla kurumuşsa yeni toprağı kabul etmiyor bünyesine, tek bir bedene dönüşmüyor. Kırılıp dağılıyor. Çok erken buluşurlarsa bu kez de şeklini kaybediyor. Doğru zamanı bulmak önemli. Hem kendi formunu koruyacak hem de başka bir bünyeyi kabul edecek bedenine…

 

Tabakların üzerine kazıyorum doğrudan kuş desenlerini. Astar biraz kuruduktan ama çok kurumadan hemen önce, desenin en rahat çizileceği anda. Bu anı bulmak biraz deneyim gerektiriyor elbette. Seramik hep kendi zamanını istiyor, onu zorlayamazsınız. O yüzden de yavaş bir süreç ve aceleye gelmiyor.

 

Sgraffito, 15.yy’dan beri seramikte kullanılan bir teknik ve astarın üzerini kazıyarak çamurda desen oluşturmak anlamına geliyor. Hindistan’dan esinlenen çizgiler, 15.yy İtalyan kazıma tekniği ile buluşunca bu tabaklar ortaya çıkıyor. Her tabak tek tek çiziliyor. Her biri sadece bir tane.

 

Çizimlerden sonra en zor kısım beklemek, sabırla, çünkü tabağım fırına girecek kadar kurumalı. Bu süreç mevsime göre bazen on gün bazen üç dört hafta sürebilir. Bedenin ve astarın yani iki çamurun birbirine iyice alışması için çok yavaş kuruması gerek. Kururken küçülmeleri farklı olacak ve bunu tolere edecek yavaşlıkta kurumalılar. Sonrasında da bisküvi fırını denilen ilk fırınlama. 8 saatte 1000 dereceye çıkıyor fırın sıcaklığı. Artık kırılgan değil tabağınız, ama henüz kullanıma da hazır değil, hâlâ geçirgen ve emici. Bu nedenle ikinci fırınlama yapılıyor sırlanarak.

 

Seramiğin sırlanması, zor ve uğraştırıcı bir süreç olduğu için birçok seramikçinin en sevmediği aşamadır. Sır fırın sıcaklığı 1080 dereceye kadar çıkıyor on saat sonunda. Soğuması için de üç gün beklemek gerek, üstelik fırının içinde neler olduğunu bilmeden. Kaygı dolu bir bekleme bu. Acaba her şey yolunda mı?

Elinizdeki tabaklar size ulaşana kadar tüm bu yolculuğu benimle birlikte tamamladılar. Tüm zorlu süreçlerden başarıyla çıktılar ve size ulaştılar. Onları güzel günlerde kullanmanızı ve sevmenizi dilerim, çünkü sadece birer tabak değil, bir yolculuk hepsi. Üstelik üzerindeki kuşlarla, güzel bir amaç için yapılmış tabaklar. İyi yolculuklar…

 

Şeyda SEVER

[email protected]

Atölye Avlu- Çanakkale

**Tabak çapı yaklaşık olarak 20 cm’dir.

Ek bilgi

Ağırlık 1 kg
Miktar

20 cm

İncelemeler

Henüz inceleme yapılmadı.

“Balık Baykuşu Seramik Tabak” için yorum yapan ilk kişi siz olun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir